My Life According to "Pink Floyd"

Böyle bi mim olayı var. Geowyns‘dan sinem beni de mimlemiş. Mim neyin sevmiyorum yine yapıyor. Başkası yapsa yazmam onu da bilsin :)

Bir sanatçı/grup seçip sorulara seçtiğim sanatçı/grubun şarkı isimleriyle cevap veriyorum. Olay budur. Ben, beni tanıyan üç-beş kişinin, hatta köşedeki bakkalın bile tahmin edebileceği üzre Pink Floyd’u seçtim :) Başlayalım:

Male or female?
Any Colour You Like

Describe yourself:
Fearless

How do you feel:
Comfortably Numb

Describe where you currently live:
Empty Spaces

If you could go anywhere, where would you go:
One of These Days

Your favorite form of transportation:
On The Run

Your best friend is:
Hey you!

What’s the weather like:
Summer ‘68

Favorite time of day:
Fat Old Sun

If your life was a TV show, what would it be called:
Wish You Were Here

What is life to you:
Brain Damage

Your fear:
Waiting For The Worms

What is the best advice you have to give:
Careful With That Axe, Eugene! (ahaha çok eğlendim bunu yazarken =)

Thought for the Day:
Money

How I would like to die:
The Great Gig in The Sky

My soul’s present condition:
Young Lust

My motto:
Shine On You Crazy Diamond!

Mim falan bahane, çok eğlendim yazarken :) Herkes kendini mimlenmiş sayabilir. Haydi bakalım.

BÖ! De Neymiş?

Ben ödülümü BÖ!‘den önce aldım bile. Geowyns yazarı sinem, bir süredir bloglarda dönen ödül mekanizmasının bir parçası olarak kendisine gelen ödüllerden birini de bana verdi. Bu ödüllerin kaynağına gitmek istedim. Git git bitmedi. İşin içinde en az 50 blog vardır. BÜYÜK OLAY YANİ! :)

Öncelikle Geowyns gibi çok beğenilerek okunan bir blog bana bu ödülü neden vermiş ona bakalım. Yazarı şöyle diyor:

abaragandi: Bu blogu 2007 Kasım’ında açtım ama gerçek anlamda blog olayına ısınmam, “Bu olayı akşama unutmadan yazayım” demem 2008 Mayısı ve sonrasına tekabül eder. Aynı dönemlerde de Aceto’dan başka bloglara da bakmaya başlamıştım. Bu baktıklarımın arasında ilklerden biridir abaragandi. Ben bloga yazacak yazı bulamazken, gerim gerim gerilirken, “Vay anasını ne biçim de yazıyor ya ben de böyle yazabilsem keşke” dediğim ilk bloglardan biridir dolayısıyla. Sahibi bilog’un diğer bloglarına da bakın bence. Hepsi güzel. “

http://geowyns.blogspot.com/2009/04/al-gulum-ver-gulum.html

Bence biraz abartmış, ama yine de teşekkür ederim :) Tam tersine, asıl ben Geowyns‘u okurken bunları düşünüyordum. “Yahu konuya bak, anlatışa bak.” Vallahi billahi. İlginçmiş aynı şeyleri düşünmemiz.

sinem “and the winner isss…… abaragandi!” demiş. Ben de büyük şaşkınlık ve sevinçle yerimden zıpladım, törene beraber geldiğim yakınlarımla kucaklaştım. Kürsüye çıktım. Bir de teşekkür konuşması yapmam mı? Yaparım tabi:

” Thank you, thank you all. Emmm, this award is an honour for me. Emmm, of course I wouldn’t do it by my own. I have a huge family including too much lovely people. I love them and I want to thank them.

I would like to thank,

My mom, my dad, they’ve been always with me, they’ve supported me.

ODTU, for bringing the internet our country,

Thank my computer, I love you. If I don’t belong to you, I would probably kill myself.

Blogspot, my area. My style.

Thank you Cavandoli. For drawing the most beautiful character and giving him a life.

Thank you La Linea, my favourite character. Cenk Koray, I thank him to introduce us La Linea as Bay Meraklı and made up the word “abaragandi”.

Thank you Vestel, for using La Linea to your commercials.

And finally, I would like to thank sinem who gave this award to me. It’s an honour taking this award by her hands.

Thank you all!

(Salonda alkışlar, kıskanç bakışlar… :P ) “

Akşam eve geldim ve ödülü masama koydum. Güzel oldu. Ama hay allah! Bu ödüllerde şöyle bir olay varmış, ödülü alan kişi de ödül verecekmiş! Hay aksi unuttuk iyi mi? Neyse artık, bir dahaki ödül törenine. (Böyle kurtaramayacağım sanırım :)

İşin özü şu ki, ben ödül vermek istemiyorum. Zaten ödül falan karşıyım böyle şeylere :P Hem vereceğim, yani okuduğum blog da yok fazla :( O yüzden bu yazı tamamen bir teşekkür yazısı olarak alınsın. Beni ödüle değer gören sinem‘e son bir kez daha, en azından türkçe, teşekkür ederim. Allah başımızdan eksik etmesin kendisini…

Thank you all!

Markaların İlk 11′i

En bi’ şeker bloglardan Geowyns‘un yaratıcısı sinem beni mimlemiş. Konu kendisine futbolda en iyi 11′i kurma konusunda gelmiş, fakat bana hayatta en çok sevdiğim, saygı duyduğum markalar olarak atılmış. Üstelik 11 tane!

Başlamadan önce önemli bir noktaya dikkat çekmek istiyorum. Sinem’in mim yazısını okuduğumda ona “ilginç olacak” dedim, o da “evet” dedi. Fakat neden ilginç dediğimin farkında değildi bu cevabı verirken. İlginç olacak çünkü benim bir marka bağımlılığım yok :) Çok zorladım kendimi, neleri seviyorum, neleri kullanıyorum diye. Zar zor 11 tane çıkarabildim yeminlen. Bunda alışveriş denilen olayın benim için çok nadir uygulanan bir etkinlik olmasının da etkisi büyük. Bu 11 marka benim o sektörde en çok kullandığım veya kullanmak istediğim markalar oluyor, ama sanmayın ki deli gibi tüketiyorum. İhtiyaç olunca sadece. Bu yüzden bu mim konusunu yazmak için seçilecek en son kişiyim. Ve işte tam da bu yüzden bu mimi kabul ettim. Nedeni sinem’e verdiğim tepkide saklı, “ilginç olacak”. Eki eki.

Sıralamada önem, kullanım sıklığı, sevgi, saygı gibi değerler göz önüne alınmamıştır.

1) ADIDAS

Sayayım aklımdakileri, Nike, Reebok, And1, Puma. Bu tip markalar içinde en bana oturanı Adidas. Sadelik ve simetri benim için çok önemli. Adidas’ın “üç çizgi” konsepti mesela, çizen kişiyi bulsam ağzından öperim (umarım kadındır). Tabi bu sevgide futbolun da etkisi var. Bana göre Adidas en güzel takım formalarını üreten firma. Benim takımımın formalarını ürettiği için de çok şanslı görüyorum kendimi. Özellikle o saydığım markalardan Nike’nin yaptığı formalara uyuz oluyorum. Bence çok amerikanlar. Ve futbol amerikan sporu değil. En azından ayakla oynananı :)

Çok fazla alışveriş etmesem de buradan, seviyorum işte. Ayakkabılarımı Adidas’tan alırım. Bir de kapşonlum var ordan, çok severim. Param olsa daha neler alırım burdan(Doğum günüm 7 Temmuz, ilgilenene :) .

2) EFES PİLSEN

İçki konusunda biraz muhafazakarım. Neyi sevdiysem diğerlerini denememe pek gerek kalmaz. İlk içtiğim içki kırmızı şaraptı. Ama o an emindim ki şarap benim içkim olmayacaktı. Bir gün Efes Pilsen içtim. Çok sevdim. Benim için olay bitti. En azından bira için bitti. Diğer markaları çok az da olsa(bir yudum yetti) denedim, Tuborg, Carlsberg, Miller, Mariachi, başka ne vardı hatırlayamadım. Hiçbiri bir halta yaramaz. Dışarı çıktım mı bira içerim. Bira içtim mi Efes Pilsen içerim. Olmayan mekanlar oluyor bazen. Sağlık olsun diyorum, ama mutlu olmuyorum :)

Geçen gün Taps isimli birayı içtim ve çok beğendim gerçi. Ama olsundur, bira bu kapağın altındadır.

3) ICE-TEA

Aslında başlık Ice-tea limon olmalıydı, ama markaların asıl isimlerini yazayım dedim içimden. Evet, dışarıda yemek yiyorsam yanındaki içecek yüzde 80-90 oranında Ice-tea limon olur. Kola çok şişiriyor, yemeği yiyemiyorum. Ayran her şeyle gitmiyor. Bira her yerde olmuyor zaten, ki olsa o da her yemekle olmaz. O yüzden Ice-tea limonsuz mekan, beni üzen mekandır. Bazen Ice-tea istiyorum, Nestea getiriyorlar. Sana sesleniyorum Nestea, tadın güzel değil, rahat bırak mekanları!

Özellikle tavuk yiyorsanız Ice-tea limon tavsiye ederim. Çok uyumlular. Tek başına içemem bunu, ama yemekle beraber forevır!

Bir de ice-tea mango var, böyle hafif ekşi. O tek başına da gösel oluyor.

4) DUREX

Diğer markalardan OK ve T-box’ı denedim, bence berbatlar. Başka ne marka vardı hatırlayamadım zaten şu an. Hem kendi fikrim olarak, hem de karşı cinsten gelen tepkilere dayanarak söylüyorum ki, Durex en şahanesi. Durex Elite tavsiyemdir.

(Yazar burada düzenli olmasa da bir cinsel hayatı olduğuna gönderme yapıyor.)

5) LC WAIKIKI

Herkes bu markayı duyunca böyle çocuklara hitap eden, renkli renkli şeyler üreten bir yer olduğunu düşünüyor. Hayır efendim, öyle değil. Ben anlatayım size bu markayı. Lc Waikiki gayet sade ve şık şeyler üreten ve çok uygun fiyatlara satan bir marka. Benim gözümde adamların tanımı bu. Çok kıyafet alışverişi yapmıyorum, ama “üstümüze bir şey alma vakti geldi sanırım.” cümlesini kurduysam, ilk uğradığım yer burası oluyor.

Özellikle üstünde saçma sapan yazıların ve resimlerin olmadığı kıyafetleri satan bir yer olarak benim “top 11″ markalarımdan biri olmuşlardır.

6) DARDANEL TON

Ben ton balığı sevdalısı bir adamım. Geceleri geç yatmayı alışkanlık haline getirmiş biri olarak, o saatlerde bir şeyler yemek istediğimde tam ekmeğe yapılan (bu tam ekmek konusunda bazen “YUH!” tepkileri alıyorum nedense…) bir ton balıklı sandviçten daha iyi bir seçenek olmadığını söyleyebilirim.

Çoğu ton balığı markasını denedim. En güzeli ve en pahalısı Dardanel Ton. Sağolsun babam benim bir şeye çok nadir bağımlılık hissettiğimi bildiği için genelde evden eksik etmez. Bilir ki ben bir şeyi istiyorsam gerçekten ihtiyacım vardır :)

Şu ana kadar saydığım markalar içinde en çok özlem duyduğum, bir süre hayatımdan çıkınca rahatsız olduğum tek marka sanırım Dardanel Ton. Bunu da belirteyim yani…

7) VOLKSWAGEN

Listemde henüz sahip olmadığım iki marka var. VW bunlardan biri. Aslında Ice-tea olayında olduğu gibi, bu maddenin başlığı da VW Beetle olmalıydı. Ama yine büyük markayı verdik.

VW Beetle bana göre bugüne kadar üretilmiş en güzel, en sevimli araçtır. Bir gün kesinlikle sahip olacağım. Ayrıca eski minibüsleri de vardır bu markanın hani. Onlara da taparım. O konuda söz vermeyeyim ama onlardan birine de sahip olmak istiyorum ilerde.

VW markasını sevmemdeki bir diğer neden ise reklamlarıdır. Çok yaratıcı, vurucu ve sade işler çıkartıyorlar. Sadece şu sıralar gördüklerimizi yani yeni olanları kasdetmiyorum. Çok eskide kalmış reklamları da az önce saydığım sıfatları hakeder seviyede. Çoğu efsane olmuştur zaten.

Aç Google’i araştır azcık :)

8) IKEA

Gidip kaç kere gezdim bilmiyorum, çok değil ona eminim. Ama her zaman saygı duymuşumdur bu markaya. Özellikle tasarıma bu kadar önem vermeleri kendi hanelerine bir artı puan daha yazdırıyor. Gittiğim zaman bir şey almasam da boş boş gezmeyi severim burada.

Bir düşüneyim dedim Ikea’dan neler almışım bugüne kadar. Genelde hep küçük şeyler. Kahve fincanım, mısır gevreği kabım, kalemliğim, çöp kovam ve masa lambam buradan tedarik edildi. Sanırım hepsinin ne kadar sade tasarlanmış olduğunu söylememe gerek yok. Annem de vazo, sürahi, su bardakları ve şeker kabı stoklamış buradan. Hepisi de güzel!

Bir de o koca binasının rengi sarı lacivert olmayaydı :)

9) VESPA

Listede henüz sahip olamadığım ikinci ve son marka da bu(böhü). Çok şirinler, çok sade ve güzeller bunlar. Tarz olayı var aynı zamanda. Vespa’sı olan kişilere ayrı bir gözle bakarım.

İlerde kesinlikle sahip olacağım bunlardan birine de. Düşünelim, bir vosvos, bir vosvos minibüs, bir vespa.

Büyük bir garaja sahip olmak lazım…

10) BAMBİ

Bir fast-food markası düşünün ki İstanbul’un her tarafında (diğer şehirlerde ne kadar yaygın bilemiyorum) zincirlerinden bir parça var. Üstelik de en işlek yerlerinde. Tadı güzel yiyecekler yapsın, fiyatları uygun tutsun. Ve bunlara rağmen biz yıllarca ne marka hakkında, ne sahibi hakkında, ne çalışanlarının davranışları hakkında kötü bir hikaye duyalım, “bunlar da dinci, kominist, emperyalist, yahudi, hükümet yalakası” falan diyelim. “Lan alt tarafı hamburger yapıyorlar bunları neden diyelim onlara?”diyenlere Mc Donalds, Burger King, KFC, Coca Cola gibi saydıkça saydırılabilen markaları hatırlatırım.

Özellikle taksime gittiğimde bir şeyler yiyeceksem ilk akla gelendir. Sabaha kadar açık, ıslak hamburger tavsiye edilesi.

Bu Bambi’nin sahibini öğrenmek istemiyorum ben. Öğrenirsem soğumaktan korkuyorum.

11) NUTELLA

Galiba “en sevdiğim markalar listesi” yapılacağında bu markayı koymak adetten. Aslında ben bir “tuzlu” adamıyım. Tatlıya yer kalmaz midemde. Ama ara sıra da olsa benim de bir tatlı krizim tutuyor :) Ve ben hakkaten her şeyi yiyemiyorum. Ama bu adamlar ne yapıyorsa, çok deli bir tat çıkarıyorlar ortaya. Az önce bahsettiğim Dardanel Ton’u evden eksik etmeyen o baba, aynı baba, yine aynı nedenlerden bu Nutella denilen şeytan icadını da eve stokluyor. Canım benim :)

Bitti mi? Valla da bitti. Ne dertmiş arkadaş markaları sevmek, vallahi çok zorlandım :) Hakkımda kişisel birkaç bilgi de edindiniz böylece gençler. Yakında günlüğümü de buraya scan edip koyucam. Haydi yine iyisiniz.

Yazım bitti. Ama mim tamamlanmadı. Bu olayın bir adeti var, mimi göğsünde yumuşatan kişi gol vuruşu yapmaz, pas atar. Rakip takımın beni solda unuttuğunu gören Sinem ara pasını attıydı bana, benim de içeri orta açmam lazım. Kafamı kaldırdım ve ultrANIL07‘yi boşta gördüm (meali: beni başka okuyan blog yazarı yok:). “Kolu sakat bunun bir şey yapamaz” diye boş bırakmışlar, ama ben onun hava toplarındaki hakimiyetine güveniyorum.

Yaptım muz ortamı! Şöyle ki;

Dışarı çıktığında genelde yaptığın 11 şeyi maddele. Bu “şunu, bunu yapıyorum” gibi bir tarzda da olabilir (Ör: içiyorum, tarihi yerleri geziyorum), “şuraya, buraya gidiyorum” tarzında da (Ör: Nevizade de içiyorum, Topkapı Sarayı’nın hastasıyım). Detaylı bilgi tercih sebebimizdir ama.

Sen misin muz ortayı yapan, bacağa bir ağrı girdi yeminle. Kenara “beni oyundan alın” işaretini yaptım. Ama hoca anlamıyor. Lan kime diyom?!

MİM ?

heralde bu olay arkadaşların birbirinin bloglarını okuyup okumadığını test etmek için üretilmiş:) Kültür Sepeti‘ne bakayım dedim, baktım ismim geçiyor. ultrANIL07 bişeyler anlatmaya çalışıyor bana! mim’miş konumuz. ulan insan bi haber verir:) daha iki dakka önce konuştuk! öhöm, neyse. bak blogunu okuyorum ona göre:)

esas konuya gelelim, bu mim ne menem bişeymiş biri güselcene şeetmiş. şöyle ki;

1. Yanınızdaki en yakın kitabı alın.
2. Kitabın 187. sayfasını çevirin (Kitabın sayfa sayısı 187′den büyük olmalı!)
3. 1. cümleyi bulun.
4. O cümleyi blogunuzda postlayın.
5. Bu dediklerimi lütfen en yakınınızdaki kitap üzerinde gerçekleştirin, favori ya da “cool” olduğunu düşündüğünüz bir kitap için değil.

peki…

hemen arkamdaki yarı ders masam, yarı kitaplığıma dönüp(ki gerçekten dönüyorum ayıptır söylemesi sandalyem dönüyor eheh) karmakarışık masamın üstünden sadece kitap olduğu belli olan tek şeyi elime alıyorum. olamaz! o sıkıcı, Albert Camus‘un Veba eseri! başka bi tane seçsem olmaz mı diye soracağım ama yukardaki anlatımda numero 5 aklıma geliyor: “artislik yapma, kitap okumadığını biliyoruz.” peki, sayfaaa yüzseksenyediii, ilk cümleee. puha! öhöm, ya çok saçmasapan bi cümle bu. ama siz kaşındınız görmek istiyorsunuz:) hemen paylaşıyorum o zaman sizinle:

“Tarrou omuz silkti.”

gülme bak, sen istedin bunu:)

bir de bu mim dalgasının bir kuralı daha var galiba, şıklarda belirtilmemiş. her mimlenen 3 kişiyi daha mimlemiş. geçmişine gittim olayın ben, gördüm:) şimdi ben bu 3 mimi yapmasam bu mim burda tıkılıp kalacak mı?:) çok ulvi bi görev aşamasındayım o zaman ben. hem şöyle bir durum da var ki, benim ne arkadaşım, ne okuyanım var amaaan. o yüzden birilerini search ediyorum ve kendilerini mimliyorum. darılmaca, gücenmece yok…

sizi seçtim guijarra, Shine on you.. TugCe ve Iraz. tanımam etmem ben sizi:) tesadüfi seçtim. görünce kanım kaynadı eheh. haydi başarılar…