Hisseden Kıssa #5

Efendim merhabalar,

Şu ana kadar bu konseptte 4 yazı paylaştım ama her seferinde ne olduğunu anlatıyorum. Çünkü çok seyrek yazıyorum. Hani ben bile ne olduğunu unutacağım, o raddeye geldim. Okuyucu ne yapsın?

Hisseden Kıssa konseptinin 5. yazısını okuyacaksınız birazdan. Yani, Twitter alanımda paylaştığım o 140 karakterlik yazılarımdan açıklamak istediklerimi, çok büyük ihtimalle bir anlam veremediklerinizi açacağım size. 140′ı 10 ile çarpacağım. İçine görsellik koyacağım. Durum budur.

Dediğim gibi çok zaman olmuş bir önceki yazıdan beri. Çoook gerilerden başlıyorum o yüzden.

Başlasın!

19 aralık 2009
Liverpool bu sene Avrupa Kupası’nı kazanır. Na buraya yazdım.

:(

Bu sene güzel geçmedi, söylemem lazım. Futbolda tuttuğum takımlar konusunda ama, yanlış olmasın. Bir Galatasaray taraftarıyım, o konuya hiç gelmemize gerek yok zaten. Yıllardır da Liverpool’a gönül vermiş biriyim aynı zamanda. Bu seneki Liverpool, harcadığı parayı, yaptığı kadroyu düşünürsek benim gördüğüm en kötü derecelerden birini yapıyor şu ana kadar. Ligde şampiyonluk her zaman zordu Liverpool için. Ama şampiyon olanı çok sıkıştırırdı, zora sokardı. “Acaba?” dedirtirdi hep, özellikle son yıllarda. Bu sefer dedirtemedi. Ben bu yorumu yaptığım zaman Şampiyonlar Ligi’nde üst tura çıkamayıp Avrupa Kupası’nın yolunu tutmuştu Liverpool. Domestic kupalardan elenmişlerdi, ligde de kötü gidiyorlardı. Ben bu takımı tanıyorsam, hırs yapar gider kalan tek kupayı kazanırdı. Daha önceki yıllarda yapmışlığı çoktur.

Ve fakat geçen hafta itibariyle bu tezim çürüdü. Yarı finale kadar gelen Liverpool, ikinci turda Galatasaray’ı da eleyen Atletico Madrid’e takıldı. O Atletico Madrid, finale toplamda iki galibiyetle çıktı. Biri Galatasaray’a, biri Liverpool’a. Nefretimi kazandın, sağolasın Atletico.

23 Aralık 2009
Kader diye bir şey var, yok diyeni sikiyim

Bu biraz özeldi, o yüzden çok açmayacağım. Ama şunu söyleyeyim, bir şeyin olacağı varsa kaçamıyorsun. Hiç ummadığın yerden hoop tekrar hortlayıveriyor.

Çok açıklayıcı oldu di mi? Bence hayatının dersini aldın.

25 Aralık 2009
Telefonum çaldığında Yavuz Çetin öyle güzel döktürüyor ki, yanımda biri varken ‘lan biri arasa baya havam olur şu an’ diyorum içimden. Eheh.

Uzun zaman süren düşünme sahfaları sonucu Yavuz Çetin’in cherokee şarkısını telefon melodim yapmıştım. Şahane bir introsu var. Yavuz Çetin’in solosunu barındırıyor, Yavuz Çetin’i bilen kişiler bunun nasıl bir lütuf olduğunu bilirler. Bir reklam vardı ya, telefon çaldığında açmıyordu sahibi şarkıyı dinlemek için. Ben de o hesap, çaldığı zaman bir süre dinliyordum. Etrafımdakilerin bunu duyması da hoşuma gidiyordu. Umarım onların da gitmiştir :)

Şarkıyı henüz dinlememiş kişiler varsa, üzülürüm. Al dinle:

Aradan o kadar zaman geçmiş tabi. Değişiklik lazımdı. Artık melodim AHA grubunun Take On Me introsu. So 80’s!

11 ocak 2010
En beğendiğim blog yazılarım, 2 dakikada ortaya çıkan fikirle 1 dakikada biten metnin yoğrulmasından oluşuyor. Düşününce mahvediyorum yazıyı

Böyle bir şey var bende. Her yazı için geçerli değil tabi. Daha çok kişisel kategorisinde olan yazılarım için geçerli. Başıma bir şey geliyor ya da aklıma bir fikir geliyor, oturup yazıyorum müsait olduğum ilk an. İşte o yazıları çok hızlı yazıyorum. Dümdüz. Anneye anlatır gibi :) Birkaç kere yazdığım şeyi düzeltmeyi denediğim oldu, sonra o yazıları tamamen sildim veya yayınlamadım genelde. Düşünmek yetmiyor bazen.

12 ocak 2010
Beni sadece futbolla ilişkilendirmeyin. Formamı çıkardığımda başka hobileri, başka özellikleri de olan bir insanım ben. Saksı değilim!

Demişim evet. Kızmışım demek bak. Arkadaşım, futbolla ilgili yazıyorum tamam. Seviyorum tamam. Ama Bilal=Futbol deyil. Yapmayın etmeyin. Şu blogu açın baştan sona okuyun bi, sonra görüşelim.

17 ocak 2010
Neill için ‘Bird Killer’ diye pankart yapılıp, Fenerbahçe maçında açılmasını bekliyorum. PETA naber?

Devre arasında Galatasaray Lucas Neill’ı transfer etti. Kendisinin milli takım kariyerinde şöyle bir olayı var:

Tam Gaassaraylı. Kuşlara garezi var. Peta naber? :)

21 Ocak 2010
Bilal G

Bilal isimli bu kadar az insan varken, yeni işe girdiğim yerde bir tanesine rastlamak bana yaramadı. Mail adresim bilalg@ ile başlıyordu. Bu ne la rapçi gibi dedim. Değiştirmezseniz altın kaplama kocaman bir G harfini kolye yapıp takarım dedim. Değiştirebildim sonunda. Artık bilalgul@

Bana mail atın canlarım.

11 Şubat 2010
Aynalara bakamaz oldum.

Hava atmak gibi olmasın da, bir iş dolayısiyle Antalya’daki Adam&Eve oteline yolum düştü. İnanmayacaksınız ama bu otelin her tarafı ayna. Odanızda 8-9 kişi daha oluyor, ama onlar da sizsiniz.

İnanmayacağınızı biliyorum, o zaman alın!


İnsan bir tuhaf oluyor…

13 Şubat 2010

Kozmik odalardayım

Canımız ciğerimiz Ekşi Sözlüğümüz 11. yılına girdi bu sene. Biz de partisine gittik hiç gitmez miyiz? Maslak Venue tarafını bilenler için söylüyorum, orada sahneyi tam karşıdan ve yukarıdan gören bir alan vardır. O gün kırmızıydı içerisi. Bilmiyorum belki de hep öyledir. O gün o odanın ismi kapısında da yazdığı gibi Kozmik Oda idi.

İşte o oda!

-
Lan ne eğlendik be :) Öperim ordaki bütün arkadaşlarımı.
-
Bu hisselik bu kadar. Bir sonrakinde umarım çok daha yakın bir zamanda görüşürüz dostlarım.
-
Siyu.

Hisseden Kıssa #4

Bu kadar ara vermemeliydim bu konsepte. Zaten bu konsepte başlama nedenlerimden biri bloguma ara vermemekti. Ama yine oldu. Yine olduuğğğ.

4. yazımıza başlamadan önce Hisseden Kıssa‘nın ne olduğunu hatırlatalım. Hisseden Kıssa, Twitter hesabımda yazdığım o 140 karaktere sığan cümlelerimin daha detaylıca sizlere sunulmasıdır. Tabi hepsinin değil, detaylandırılması gerekenlerin.

OK LET’S GO!

5 Aralık 2009
Eyvah Fener yenildi!

Üniversitelerde incelenecek bir konu var şu son iki senedir: Fenerbahçe puan kaybedince Galatasaray da kaybediyor. Tam tersi de geçerli yazdırmayın şimdi bana :) İşte bu ahval ve şerait içinde o gün Fenerbahçe ligdeki maçını kaybetmişti. Kimeydi hatırlamıyorum. Ertesi gün bizim maçımız olduğu için eyvah! demiştim. Boşuna dememişim. İBB ile berabere kaldık Sami Yen’de. Hay ben böyle Murphy kuralının!

5 Aralık 2009
Az önce geçmiş bir tarihte ne yaptığıma bakmak için Twitter’ı kullandım. Bu yönünü es geçmeyelim :) Tarih mi? 06.10.09 Anlayan anladı.

Twitter’ın bu yönünün de olduğunu düşünmüş müydünüz daha önce? Resmen takvim gibi. Eğer aktif bir Twitter kullanıcısı iseniz ve durup dururken “İki-üç ay önce bir tarihte neler yapmıştım ben yau” gibi bir düşünceye kapılırsanız hemen Twitter’ınızı açıp geriye gidebilir ve o tarihlerde neler tweetlediğinize bakıp “hee evet öyle bir şey vardı” diyebilirsiniz. Ben yaptım. Bana lazım olmasının nedeni, baktığım tarihte gizli. İzleyenler anlamıştır, Flashforward dizisinde Blackout’un olduğu tarih o. O gün ne yaptığıma baktım gidip. Diziye göre tüm dünyanın bayıldığı tarihte, ben “Gel porno çevirelim” diye bir tweet yapmışım mesela. Nasıl olsa öleceğiz yani. Ne var çevirsek?

8 Aralık 2009
Annemizin ligine dönen bir şampiyonumuz daha. Bu işte bir yanlışlık var.

Geçen senenin şampiyonu Beşiktaş’ın Şampiyonlar Ligi’nden elenmesinden bahsediyorum. Arkadaş anlamıyorum bu ülkedeki spor olayını, bir sene önce şampiyon olduğuna göre iyi bir kadro kurmuşsun, iyi yapılanmışsın demektir. Ertesi sene üstüne bir şeyler koymuş olman, bu koyduklarının da senin bir üst vitese kolayca geçmeni sağlaması lazım. Ama bizde genelde hep tam tersi oluyor. Son şampiyon ünvanı ne işe yarıyor o zaman? Annemizin liginin büyükleri sizi! Grrr!!!

14 Aralık 2009
I need TANTRUM!!

Akşamdan kalma bir gündeydim heralde ki böyle bir istekte bulundum. Tantrum!! ne mi? Şöyle ki:

18 Aralık 2009
Huzur isyanda

O gün garip bir mekanda Viya isimli bir grup dinliyorduk. Bir şarkı çaldılar, ismi buydu. Güzeldi yazdım. Şarkı ismi değil sadece, şarkı da güzeldi. Şu sayfada sağdaki listeden dinleyebilirsiniz.


18 Aralık 2009
Alp Ersönmez kral adam.

Viya’yı dinlediğimiz gün, İlhan Erşahin’i de dinlemiştik (Ulan ne havalıyız). Alp Ersönmez, bir bass gitarist. İlhan Erşahin’in ekibinde. İlk defa canlı İlhan Erşahin dinleyecektim, nasıl olacaktı, beğenecek miydim acaba diye düşünürken bu adam geldi sahneye. Elindeki bir çubukla bass gitarının tellerine vurarak o kadar güzel çalmaya başladı ki. Şok oldum. Arkadaşa bakıp bir oha çektim, sanırım o da çektiydi. O sahneyi bulup buraya koymuyorum ki zevki kaçmasın, hemen ilk İlhan Erşahin konserine gidip görünüz lütfen. Bu bir emirdir.

Alp Ersönmez’i tanıyalım bence.
http://www.myspace.com/alpersonmez
http://sozluk.sourtimes.org/show.asp?t=alp%20ers%C3%B6nmez

Şimdilik bu kadar.

Hisseden Kıssa #3

Twitter‘ımdan nağmeler, neler demişim açıklamalar. Vay anam vay neler dönmüş serhat ya…

19 Kasım 2009

2007 ruhu geri gelsene lan!

Kendimle alakalı. 2007 yılını çok güzel geçirdiğimi farkettim bunu yazarken. Hem okul hem de iş beraber götürdüğüm ve her iki tarafta da çok eğlenceli zamanlar geçirdiğim bir dönemdi. Eskiden arkadaşlıklar bir başkaydı azizim. O dönemleri düşündüm. Takvimde geriye gittim ve 2007 yılına tekabül ettiğini öğrendim. O yıl hayatımı renklendiren herkese buradan teşekkürler eder ve isyanımı dile getiririm: Geri gel ulan o ruh!

24 Kasım 2009
dünya günü kadınlar şiddet. Bence böyle daha güzel oldu =)

Bu cümlede neden bahsettiğimi anlayabilmeniz için hem bir Twitter kullanıcısı, hem de bir Helin Avşar takipçisi olmanız lazım. Kendisi şöyle bir şey yazdı vakti zamanında:

“dünya şiddet kadınlar günümü bugün?”

Ben de bu cümleyi daha anlamlı hale getirmek için yazdım şu anda hakkında konuştuğumuz şeyi. Bunları bilin. Öğrenin bunları. Yeni nesil hiç okumuyor boş adamlar sizi!!!!111

29 Kasım 2009
Şu Alves’in Sarbi’den ne farkı var allasen? Üç tane dağa taşa top vurdu be.

Tamam sustum. O an kızmıştım ama?

29 Kasım 2009
İbo Show

29 Kasım 2009 gecesi Barça – Real kapışması varmış demek ki. Diğer El Classico’lara göre biraz sıkıcı geçiyordu. Gol gecikti, pozisyonlar olmuyordu. Yedek kulübesinden İbrahimoviç kalktı geldi, Girdikten kısa bir süre sonra golünü attı. Burada show’u yapan İbo, Zlatan olandır. Hayvandır öküzdür. Bu kadar da gol atılmazdır bence.

29 Kasım 2009
Star’da gerçekten İbo Show varmış. Ben İbo derken İbrahimoviç’i kasdetmiştim. Yanlış olmasın :)

Bir üstteki tweet’ime hitaben, Zlatan golü atar ve ben bunu “İbo Show” olarak tasvir ederim. Maç biter kanallar gezilir ve ne görülür? Star’da İbo Show var. Aman kro sanmasınlar abi bunu açıklayayım dedim. Yanlış olmasın yani :) Hehe.

1 Aralık 2009
Amerikan filmlerindeki günlük hayatı inceleyip bizde olmayanı görmek ve iş kurmak. Yeni hedef. Bu yolda gerekirse gece gündüz film izlerim.

Bir film izlersiniz ve adamların hayatının bir parçası olmuş ve neden bizde olmadığını anlayamadığınız, olsa kullanırdık ki dediğiniz şeyler var ya, vardır di mi? Benim var. Geçen gün onlardan biriyle karşılaştım bir filmde. Hepinizin aklına gelmiştir aslında o ama, ben hakikaten anlamıyorum neden bir yatırımcı kalkıp getirmez bu hizmeti Türkiye’ye? Sermaye olsa, vallahi girişeceğim. Du’ bakalım. Ne olduğunu söylemeyeceğim tabi ki. Film izleyin görürsünüz :)

3 Aralık 2009
4yapraklı yonca koparmaya

Panatinaykos maçı için Sami Yen’e girmeden önce yazdım bunu. Yazayım ki havam olsun, millet maça gittiğimi bilsin. Hem de böyle bir maça. Uvv şahaneyim. Fakat eve gelip Panatinaykos’un logosunun 4 değil, 3 yapraklı olduğunu öğrenmek. İşte o koydu. Neyse yine de ordaydım. Şşş siz de öğrendiniz şimdi bak ne havam oldu ;)

Hisseden Kıssa #2

Bakalım son zamanlarda Twitter’da neler demişim? Niye demişim? Vira Bismillah!

7 Kasım 2009
- Hastalar evden çıkmasın, grip yayılmasın

Dışarda bir yerde oturuyorduk arkadaşlarla. Trabzonspor – Beşiktaş maçı başladı. “Aman ne bakıcaz ya sıkıcı maç” dedik. Kafamı bir çevirdim Trabzonspor’lu futbolcuların elinde bir pankart. Üstünde de bu yazı. Federasyonun sosyal mesajıydı galiba. Bu kadar naif, bir o kadar da düz. Evet evet bu iyi oldu. DÜZ.

7 Kasım 2009
- Ben bugün Kewell forması aldım. İlk defa bir futbolcunun formasını aldırdı bana adam. Hagi’nin bile almadım lan!

Evet, yaptım bunu. Kewell’a son zamanlarda öyle saygı duyuyorum ki, bu adamı onurlandırmam ve hayat boyu unutmayacağım bir anıya sahip olmam gerektiğini düşündüm. Kalktım Store’a gittim. Amacım parçalı alıp, eve gelip ÜLKER yazısını sökmek ve ertesi gün ÜLKER’in söküldüğü yere Kewell yazdırmaktı. Acı gerçeği orada öğrendim. 2288 haricindeki formalarda o ÜLKER yazısı boya olarak formaya işlenmişti. Küfür ede ede aldım formayı. Napalım, Harry sevdası. Görevli çaktı 19′u, yazdı Kewell’ı. Bi maç ayarlasam da gitsem çok sevinçliyim! =)

8 Kasım 2009
- Sanırım Twitter’daki ‘ibne basın’ listemin ismini değiştiriciim. Oray Eğin beni bloklamış. Mutsuzum.

Ben bir halt ettim. Twitter’ın yeni çıkan listeleme özelliği için basından olan kişileri “ibne basın” olarak belirledim. Bu arkadaşlarla aramızda bir espridir. Ben basına “ibne” derim. Fakat burada bir kötülük yok, dedim ya bir espri. O kelime basın kelimesiyle yanyana gelince komik oluyor benim için. Arkadaşlarıma da derim(basından arkadaşlarım var evet). Ama gel gör ki benim için komik olan bu betimleme başkaları için değilmiş. Üst üste birkaç tepki geldi. Sonra nedendi tam hatırlamıyorum, Oray Eğin’in Twitter profiline bakacaktım. Bir de ne göreyim? Koskoca Oray Eğin’in işi gücü yok beni bloklamış. Sırf kendisini “ibne basın” listesine koyduğum için. Umursamayayım mı? UMARSARIM arkadaş. Bugün Oray Eğin, yarın Mehmet Demirkol, öbür gün Kanat Akkaya. O yüzden ibne’den vazcaydım. Artık listemin ismi “sevgili basın”. Çok yaratıcı değil. Fakat sorun çıkarmıyor.

10 Kasım 2009
- Geçen sene bugün saat 09.05′te Boğaz Köp.’nün üstündeydim. Bugün ise İstiklal Cad.’nin tam ortasında. Müthiş anlardı. Çok mu şanslıyım ne?

İstanbul’da yaşayan bir fotoğrafçı olsam, 10 Kasım’da nerede olmak isterim? Ya Boğaz Köprüsü’nü çok iyi bir açıyla görebileceğim bir yerde, ya da İstiklal Caddesi’nde. Üst üste iki 10 Kasım bu iki yerde bulundum sırasıyla. İlkinde bir otobüsteydim. Ve 10 Kasım kafamdan tamamen çıkmıştı. Ama köprü üstündeki araçları kullananlar için durum böyle değildi. Hatta içinde bulunduğum otobüsün şöförü için de. Durduk. Köprü üzerinde DURDUK! NİYE? Bir baktım ki herkes arabalarından inmiş karşı yöne doğru bakıyor. “Ne oluyor” dedim, “uçak mı düşmüş” dedim, “köprü mü yıkılmış” dedim. Bunları gerçekten dedim şaka değil. Bir süre algılayamadım. Fakat kulaklığımı çıkarınca uzaklardan gelen siren seslerini duyunca işin rengi ortaya çıktı. Hareketsiz kaldım otobüsün içinde. Olması gerektiği gibi.

Bu seneki 10 Kasım’da ise hafta içi her gün yaptığım gibi işime gidiyordum. İşimin taksimde olması avantajım. BU sefer günün 10 Kasım, hedef anın 09.05 olduğu aklıma yazılmıştı. İstiklal Caddesinde yürürken “siren sesi nereden gelecek acaba, çok yüksek olacak mı duyacak mıyım acaba?” düşünceleri geçiyordu aklımdan. Telefonum elimde, dakikayı kontrol ediyorum sürekli. O an geldi. Hiçbir şey olmadı. Kafamda bir ton soru. Acaba siren sesi buraya mı gelmiyor? Bu sene yapılmıyor mu bu güzelim tören, bu an? HANİ? Birden sanki Sami Yen’de Galatasaray gol atmışcasına sesler yükseldi. Sirenin sesi inanılmazdı. Hareketsiz kaldım. Fakat benim için bu an etrafımdaki insanları seyretmek için de biçilmiş kaftan. Sağa baktım, sola baktım. Koskoca İstiklal, yüzlerce insan. Herkes durmuş. Arada fotoğrafçılar var. Benim düşündüğümü onlar da gerçekleştiriyordu. Sağa sola her yere baktım. Arada yürüyüşünü kesmeyenler de olmuştu. Fakat sanırım sonradan utandıklarından durmak zorunda kaldılar.

Böyle anları görmek kolay olmuyor mirim. Kendimi çok şanslı adlediyorum. Ettim.

14 Kasım 2009
- @burcues “ibne basın” listesini yapan bendim :) Değiştirdim ama ismini. Artık “sevgili basın”. Öperim.

Yine “ibne basın” listesi konusu. Burcu Esmersoy “biri beni “ibne basın” listesine koymuş buna bile kızmadım” tarzı bir şey söylemiş. Ben de kendisine durumu anlattım. Yeminlen ünlü oldum ya :)

15 Kasım 2009
- Nası koduk?

Geçen hafta Galatasaray – Fenerbahçe basketbol maçına gittim. Çok heyecanlı ve iki uzatmalı efsanevi bir maç izledik. Bir süredir basketbolla ilgilenmeyen biri olarak takımımla o an gurur duydum diyebilirim. Karşı takıma baktım, Türk oyuncularının neredeyse hepsi milli takımda oynuyorlar. Özellikle pota altı adamları feci. Yabancılara bakıyorum, GORDAN GIRICEK var orada bir. YUH! Damir Mrsic var sonra. Kenarda da Tanjevic. Böyle bir takıma karşı öyle boktan sayılabilecek bir kadroya sahibiz ki, öyle böyle değil. Anca savaşarak kazanabilirdik. Öyle yaptık. Tabi bir de taraftar baskısıyla. Eller titredi, şutlar girmedi. Hatta olaylar çıktı, dayak bile yediler. Çok üzüldüm bütün bu olanlara ama, olmasa şaşırırdım öyle söyleyeyim. Basketbol salonları, olay çıkarmaya çok müsait. Karşı takım koyun, siz kurtsunuz. Ve çoban 10 yaşında çocuktan daha güçsüz orada bence. Polis hiçbir şey yapamaz. İstese o taraftar parkeye iner o karşı takımı s… Bunun olması için ekstradan işler yapan bir provakatör yeterli. Gerçi Fenerbahçe’de onlar çok da, ekstradan yapan birinin çıkması lazım. Şöyle her pozisyonda taraftara dönüp hareket çeken cinsinden. Önlem alınması için bunu mu bekliyoruz gerçekten?

Bu arada, Nası koduk? :)

17 Kasım 2009
- Işıl Alben görünce kaçırmam. Net.

Bir üstteki Twit’te dediğim gibi, Galatasaray – Fenerbahçe basketbol maçındaydım. Tabi ki Işıl Alben de oradaydı. Fotoğraf çektirir miyiz çektiremez miyiz? Haydi deneyelim. Güvenliği kolayca geçtik. Yanına kolayca geldik. Ama o da ne, elinde telsizle biri duruyor Sarayın Sultanı’nın hemen yanında. “Ne var?” dedi üstüne bir de. “Fotoğraf çektireceğiz” dedim. “Olmaz” dedi. “Gidin” dedi. Işıl’ın yanında oluyor bu. Işıl’a döndüm, “fotoğraf çektirebilir miyiz?” dedim. “Tabi ki” dedi. Polise döndüm. Sonra tekrar Işıl’a döndüm. Attım elimi omzuna. Verdim pozu. İnanmıyor musun? Al ulan bak:


Parçalı benim. Işıl olmayan :)

Hisseden Kıssa #1

Yeni bir konsepte girişiyorum Abaragandi’de zaten az varmış gibi. Ama bunun gerekli olduğunu düşündüm. Düşünüyorum. Ondan.

Önce ne yapacağımı söyleyeyim bu konseptte. Ben bu konseptte günde 423532636 kere yazdığım Twitter mesajlarından bazılarında ne demek istediğimi anlatacağım, onları açacağım.

NİYE?

Güzel soru. İki nedeni var. Birincisi bu bloga hiçbir şey yazmamam(sanki diğerlerine yazıyorum peeeh!). En azından konu çıkacak, bu çocuk hiçbir şey yazmıyo ne boş çocuk la denmeyecek hakkımda. Bakın dolu dolu yaşıyorum mesajı vereceğim. İkincisi Twitter’a, ya da daha genel söyleyeyim, micro-blogging olayına çok fazla sarmam. Aslında çoğu yazdığım 140 karaktere sığmış şeyden bir blog yazısı çıkar. Ama kısa kısa yazıp geçiyorum Twitter’ın diğer müdavimleri gibi. Bundan bir kurtulayım, o yazdıklarımı biraz daha zenginleştireyim isteği, bugün otobüste eve gelirken beliriverdi bünyede. Ben de eve geldim yazıyorum işte.

Bunu yaparken yazıların haftada bir çıkmasına, twitlenen yazıların kronolojik sıralanmasına, her yazımda belli bir sayıda olmasına vs. vs. dikkat ETMEYECEĞİM tabi ki. Öyle sanıyorsanız biz henüz reel hayatta tanışmamışızdır :)

Başlayalım.

29 Ekim 2009
- Ben bugün havaya şimşek izledim! (7 yaş çocuğu tanımlaması)

Evet izledim. İzledik diyeyim ya da, o boğazdaki milyon dolarlar harcanıp yapılan fena havai fişek şovunu dün akşam bir arkadaşımla ve tüm Ortaköy sakinleriyle birlikte izledik. Aslında Ortaköy’de izlemeyecektik. Arkadaşım “seni öyle bir yere götüreceğim ki boğaz ayağının altında” dedi. Hakkaten gittik yok böyle bir görüntü. Dumurlardan dumurlara sürüklendim. Üstelik hiç insan yoktu. Şovun başlamasına bir saat kala hem de! “Lan burdan ne şahane izleriz!” dedik. “Aauuuwwww” dedik. Üçlü çektik. Ama farkettik ki gelirken içecek ve hatta yiyecek almamışız. Hadi dedik gidip alak. En yakın nokta maalesef Ortaköy’dü. Oraya gittiğimizde ne oldu? Geri dönmeye üşendik. Daldık kalabalığın arasına. Orda izledik. Ama seneye kesinlikle o kimsenin keşfetmediği noktada olacağım. Makinemle sizlere de özel anlar yakalayacağım ;)

Neyse çok konuştum, ki bu durum bu konseptin çıkma nedeniydi eheh, herkes garip garip tepkiler veriyor tabi havai fişeklere. Bağıran çağıran, orgazm olan, “aha Atatürk’ün gördüm onun suretini yapmışlar havai fişekle” diyen(gerizekalı), taraftara bağlayan bir sürü insan. Bir çocuk vardı ebeveyninin omuzlarında. Ondan rahatı yok tabi, hem açısını kapatan bir “Ilgaz Dağı”(Cem Yılmaz’dan çaldım evet) da yok. Biz çocuğa taktık kafayı. Takarız arkadaş, çok komik çünkü. Mesela bir havai fişek patlıyor. Rengi sarı olduğundan bu çocuk ordan sarıııı diyor. Biz de öbür taraftan kırmızıııı diye karşılık veriyoruz. Böyle bir ortam. Hatta o kadar taraftarlığa bağladığımız için heralde, kendisi bir ara “En büyük Allah bizim Allah!” diye bağırdı. Başka bir en büyük bulamadı havaya bakarken :) İşte o çocuktan çıktı bu tamlama: Havaya şimşek. Bence o şova bu ismi verseler çok güzel bir detay olurdu, ne konuşulurdu! Gecemizi renklendirdin çocuk, SAĞOL!

24 Ekim 2009
- +1’siz davetiye olmasın. Adamı deli etmeyin.

Bir mekan düşünün ki İstanbul’un gece hayatında önemi büyük olsun. İsmi de Babylon olsun neden isim vermeyeyim yahu? Bir misafirini, hem de basında görev alan bir çalışanı akşamki etkinliğine davet etsin. Ve bu daveti sadece onun için yapsın, yanına bir + çizmesin. Allasen olacak şey mi? Oldu.

Ne sanıyorsunuz allah aşkına? Öyle mekanlara tek başımıza girip içerde eğlenebildiğimizi, önümüze gelenle arkadaş olabilecek potansiyele sahip tipler olduğumuzu mu? La yörüyün!

24 Ekim 2009
- Geçen haftaki kapitalizm dersinden sonra bugün 5 saatlik komunizm dersi. Başka -izm bulursak onları da aradan çıkaralım.

Film Ekimi’nde bilet aldığım filmler: Kapitalizm, Che 1, Che 2. Niye böyle oldu bilemiyorum tabi. Ama oldu. Kapitalizm çok eğlenceliydi. Bir hafta sonra izlediğim Che’ler ise çok SIKICI. İddia ediyorum, aynı anda vizyona girerlerse, Che 2 çok kötü bir izlenme oranı yakalar. Nuri Bilge Ceylan filmlerini geçemez.

24 Ekim 2009
- Bozulan monitörü tamire götürmeyin. 1 aya kendi kendine tedavi oluyor. Tecrübeyle sabit. Bu süreci yaşamış monitörümden sevgilerle…

Aynı gün yapılmış üçüncü twitleme hakkında konuşuyorum şu anda. Evimdeki masaüstü bilgisayarımın bir gün monitörü sapıtmasın mı, sürekli rengi kararmasın, insanı deli etmesin mi? Eski tip bir monitöre sahip olduğum için tüpü bitti, bozuldu gibi tespitler koymuştum kendisine. İlk fırsatta tamire gidecekti. Ama o ilk fırsat haftalar boyunca gelemedi. Bu süreçte de hala açıyor, kullanıyordum kendisini. Tabi sinir olma, gözlerin bozulması riskleri mevcutken. Bu günlerden bir günde bir de baktım ki görüntü cillop. Aha düzeldi diyip bozmaya çalıştım yine. Vurdum sağına soluna. Hiçbir şey olmadı. Sanırım grip olmuştu, iyileşti. Tespitimin arkasındayım: Elektronik aletlerin bozulması durumunda onları nadasa bırakın, kendileri de iyileşebiliyorlar.

22 Ekim 2009
- ssg ile konuştum haberler iyi.

Konuşamadık ama “naber lan?” amaçlı ensesine vurma uzaklığında dinledim kendisini bir süre. ssg e-tohum‘a geldi, bizleri bilgilendirdi. Çok güldük. Dikkatle dinledik. Ekşi Sözlük’ün öncesini sonrasını, geleceğiyle ilgili onun kafasındakileri öğrendik. kanzuk da işin kaymağı oldu. Hem onla sohbet şansını da yakaladım. Çok güzel bir gündü o. Videoları çıksın, koyarız buraya kısmetse.

Bir sonraki Hisseden Kıssa’da görüşelim. İsim de ne yavan di mi? Eheh.